Hasan Ali Toptaş İmza Günü

Hasan Ali Toptaş İmza Günü
Hasan Ali Toptaş İmza Günü
Hasan Ali Toptaş İmza Günü
Hasan Ali Toptaş İmza Günü
Hasan Ali Toptaş İmza Günü

Hasan Ali Toptaş! Yazar, Ankara’nın bağrından çıkmış… Nedense Ankara’da yaşayan bizlerin Ankara’dan çıkan yaratılara da yaratıcalara da ayrı bir sempatimiz vardır (en azından benim için öyle). Galiba bunun nedeni sanatta Anadolu’nun halen üvey evlat olmasında. Ama benim Hasan Ali Toptaş ile ilişkim sadece bu kadardı; yerel olacağı ön yargısıyla hiçbir eserini okumamıştım. Yerelin artık bu çağda aşılması, evrensele ulaşılması gerektiği fikrindeyim.

Bu yıl okunacak kitapları seçerken Nazan Hoca Hasan Ali Toptaş’ın “Gölgesizler“ romanını önerdi. Önce çok sıcak bakmadım, yukarıda bahsettiğim nedenden dolayı, Nazan Hoca ısrarcı olunca listeye aldık, tabi benim de okumam zorunlu hale geldi.

Bir kitabı elime aldığımda ilk önce şöyle bir koklarım, o kitap kokusunda ayrı bir tat vardır, benim için çocukluğum, bütün ilk, orta ve lise yıllarımdır; gençliğimdir. Sonra arkasına bakarım, orada yazılanları okurum. ”Gölgesizler” romanına da bunu yaptım; kokladım, şöyle iyice bir kokuyu içime çektim ve arkasını okudum, ha bu arada kitaba karşı halen ilgisizim, nereden çıktı bu kitap tavrındayım. Kitapla ilgili ustad kabul edilen kişilerin görüşlerine yer verilmiş. İçlerinden Stefan Weidner’in  şu cümlesi “Sadece Hasan Ali Toptaş okumak için bile Türkçe öğrenmeye değer” oldukça iddialı bir söz ama okuyucuyu  da manipüle eden bir cümle. Hadi bakalım, umarım öyledir tavrıyla başladım okumaya.

Hasan Ali Toptaş “Postmodern” bir yazar. Gölgesizler romanı da bu çizgide oluşmuş. Romanda mekan köy … İşte yine bir köy romanı ve köy geleneği üzerinde durulacak duygusu oluşuyor ve kitabın ortalarına kadar bu  duyguyla hareket ediyorsunuz. Öğrencilerimden de mızırdanmalar başladı. Ne diyor bu roman “bir şey anlamıyoruz.” Aslında ben de çok farklı değildim; Nazan Hoca’nın kafasının etini yiyorum, ”nereden seçtik bu romanı”diye. Ama! İşte o ama önemli. Roman ilk sayfalardan  sonra , alışılagelmedik bir öz ve dille çıkıyor karşımıza.Anlatım çok farklı ve dünle –bugünü,gerçekle gerçek ötesini  harmanlıyor.Mekan- zaman bilindiğin ötesinde;özellikle zaman düşle ile gerçeğin sınırında geziniyor,düşe yaşlanıyor. Postmodern romanların bütün yoğunluğunu yansıtıyor.  Varlık kavramının üzerinden temellenen aslında var mıyız? Sorunsalını işleyen mükemmel bir roman ortaya çıkıyor.Hasan Ali Toptaş üzerinde durulması,okunması gereken bir yazar.Onu daha iyi tanımalıyız.

Ankara’da yaşıyordu yazar , bir Ankara romancısı... Bir söyleşi için okulumuza çağırmaya karar veriyoruz.Ama nasıl ulaşacağız? Sosyal medya hesaplarını deniyoruz ama bağlantı kuramıyoruz.  Yirmi iki Aralık’ta Ada kitabevinde imza günü olduğunu duyduğumuzda Nazan Hoca ile birlikte soluğu imza gününde alıyoruz. Görünürde kitapları imzalatacağız ama asıl amacımız okulumuza davet etmek. Kitabevinin önünde uzun bir kuyrukla karşılaştık, yazara ilgi büyüktü. Tam saatinde geldi. Bembeyaz saç ve sakal…  Üzerinde bir parka… Zayıf, çok zayıf… Sade hatta biraz silik… Aydınlık bir yüzü var, gözlerinin içi gülüyor. Orada olduğu sürece bu duygular değişmedi. Sanatçı kaprisi, egosu hemen hemen hiç yok. Gençlere ayrı bir önem verdi, sorular sordu ama doğallığı hep vardı.

Sıra bize geldi. Kitapları uzattık, imzalattık sonra davetimizi yaptık. Bir bana bir de Nazan Hoca’ya baktı sanki çok garip bir istekte bulunmuştuk. Ama çok geçmeden anladık ki bu kendisiyle ilgiliydi. Elini ağzına götürürken bu isteğimizin onu ne kadar şaşırttığını ortaya koyuyordu. ”Ben topluluk karşısında konuşamam ki utanırım” deyiverdi. Ama bizim vazgeçmeye niyetimiz yoktu, ısrarımızı sürdürdük. Sonunda imza gününde anlaştık. Yakında okulumuzda dünyaca ünlü ,eserleri pek çok dile çevrilmiş, postmodern romanın Türk edebiyatındaki son dönemde en başarılı kabul edilen bir yazarını ağırlayacağız, tabi çalışma düzenine ve programına uymayı başarabilirsek.