TÜRKLERDE AD KOYMA GELENEKLERİ

İSLAMİYET ÖNCESİ VE İSLAMİYET SONRASI TÜRK BALALARINA İSİM VERME GELENEKLERİ

TÜRKLERDE AD KOYMA GELENEKLERİ

TÜRKLERDE AD KOYMA GELENEĞİ

1.1. Türklerde İslamiyet Öncesi Ad Koyma Geleneği

      Tanrı yeryüzünü yaratıp, insan bedenine ruhu üflediği zamandan beri kişiye ad verilmiştir. Hz. Adem'den (As.) günümüze kadar insanoğlu, çocuklarına yaraşır bir isim vermiştir.

 

   Türklerde yeni doğan çocuğa ad verme önemli bir gelenek olarak görülür ve titizlik ile davranılır. Çocuk doğduktan sonra, çocuğun gelecekte olunması istenen şekline yakışır isimlerin verilmesi esastır. Örneğin; “Devlet” ismi çocuğa verilmesi ile çocuğun gelecekte devlet gibi güçlü, otoriter ve yönetimde başarılı olacağı düşünüldüğü için verilmiştir. İslamiyet öncesi dönemlerde çocuğun ismi din adamı olan Şaman tarafından verilirdi. Çocuğun atası tarafından ad töreni düzenlenip, yemekler verilir,  yemekten sonra çocuğun babası veya ebesi; misafirler arasındaki boy başkanına, saygıdeğer tanınmış bir misafire veya boyun dini lideri olan şamana dönerek çocuğa bir isim vermesini rica ederdi. Böylece çocuğun ilk adı konulmuş olurdu. Çocuğa konulacak bu ismin uğurlu ve yakışan bir isim olmasına dikkat edilirdi.  Nitekim çocuk sürekli hastalanırsa Türklerinde isim koyma töreni çocuğun doğumundan birkaç gün sonra yapılırdı. Baba; akrabalarına, yakınlarına ve dostlarına kendi durumuna göre bir ziyafet şenliği düzenlerdi. Bu şenlikte çocuğun ebesi de bulunur ve ev sahibi gibi davranarak misafirlere yiyecek ve içeceklerini o dağıtırdı. “Adı ağır geldi” denilerek bu isim değiştirilirdi. Adı değiştiren kimseye bir  takım hediyeler verilirdi.  İsim koyma işi bittikten sonra ebe, birer birer misafirlerin önünden geçerek, onların çocuğa getirdikleri “diş” ismi verilen hediyeleri toplar ve götürüp beşiğin üstüne koyardı.[1]

   Türkler çocuğa genelde kutsal sayılabilecek isimler koyarlardı. İslamiyet öncesi dönemde Türklerde Gök Tanrı inancından dolayı, çocuklara; Gün, Ay, Yıldız gibi isimler verildiği görülmektedir. 

   Kötü ismi olanlara, Şamanist inancına göre; “ölüm meleği nefret eder de gelmez” düşüncesiyle kötü adlar koymak adetleri de vardı. Kazakların anlattığına göre, evladı yaşamayan Çepisbay Ağa; oğluna, evimize Azrail gelmesin diye “Rus” ismini vermiştir. Altaylarda da önceki çocukları ölmüş olan aileler, yeni doğan çocuğuna mümkün mertebe kötü ad takarlardı: İt gördü, Köpek, İt almaz, Domuz, Balçık gibi[2].

   İslamiyet öncesi dönemde yaşayan Türklerde,  doğan çocuğa hemen ad verilmediği de görülmektedir. Dede Korkut Hikâyelerini okuduğumuz zaman çocuğun, bir beceri gösterdikten sonra ad konulduğunu da görebiliriz. Çocuğun doğduğu zaman akrabalarından ölen varsa akraba yakınlığına göre, ölen kişi ile yeni doğan çocuğun ruhu arasında bir bağ olduğu işaret olarak gösterilip, ölen kişinin adını, yeni doğmuş çocuğa verirlerdi. Eski Türklerde çocuğun doğduğu gün ve şartlar da önemli idi. Eğer çocuk, savaş zamanın da dünyaya gelmiş ise ona göre isim verilirdi. Aynı şekilde doğduğu toprak ve obadan etkilenerek, uygun isim seçilir ve çocuğa verilirdi. Bundan başka, çocukları yaşamayan aileler, gelenek olan bir inanca göre, çocuğun ismi ile onun hayatı ve kaderi arasında yakın bir ilgi olduğuna inandıklarından, çocuklarına: Yaşar, Binyaşar, Ölmez, Dursun, Durdu, Tavşan, Kurç (Çelik) gibi adlar verirlerdi.[3]

 

   Eski Türk beyleri, çocukları belli bir kahramanlık göstermeden çocuklarına ad vermezler. Yirmi yaşına geldiği halde yine bir kahramanlık göstermezse ya da toplumun faydasına bir şeyler yapmazsa çocuk “adsız” olarak kalırdı. [4] Bazı kaynaklara göre çocuk, yiğitliği sergileyene kadar, emanet isim kullanır, çocuklar yiğitliğini sergilediği zaman verilen isim, çocuğun o dakikadan sonra öz ismi olurdu.

 

1.2.Türklerde İslamiyet Sonrası Ad Koyma Gelenekleri

 

   Türkler bugünkü Ata topraklarımız olan Kırgızistan’ın Talas şehrinde 751 yılında Araplar ile Çinliler arasında yapılan Talas Savaşı sonrasında İslamiyet’i benimsemeye başlamışlardır. Türkler, Çin egemenliği altına girmek istemedikleri için saf değiştirerek, Çinlileri bozguna uğratmışlar ve savaşın Araplar tarafından kazanılmasını sağlamışlardır. Savaş sonrasında, Araplar ile yakın ilişkiler kuran Türkler, İslamiyet’i de böylece tanımaya başladı. Türklerde Tek Tanrı (Gök Tanrı) inancı ile İslamiyet’in arasındaki benzerlikler Türklerin İslamiyet’i kabul etmelerinde önemli etkenlerden biridir. Ayrıca İslami yaşamın, Türklerin yaşam şekli ile de örtüşmesiyle İslamiyet’in kabulünü kolaylaştırdı.

   Türkler, İslamiyet’in kabulünden sonra pek çok alanın yanı sıra ad koyma geleneklerini de değiştirerek, kendilerine ve doğan çocuklarına İslamiyet çerçevesinde isimler vermeye başladılar.  İlk defa eski Türk yurdunda X. Yüzyılın ikinci yarısında yönetimi altındaki geniş kitlelerle birlikte Müslüman olan Karahanlı hükümdarı Satuk Buğra Han’ın “Abdülkerim” adını almasıyla başlattığı geleneğin, Oğuz Türklerinin başında Turan’dan-İran’a yürüyüp, İran ve Ortadoğu coğrafyasında bir devlet kuran Selçuk’un iki torununda devam ettiği görülür.[5]

   İslamiyet’in kabulü ile Türklerde, ilk insan ve ilk peygamber olan Hz. Adem (as.)’dan son peygamber Hz. Muhammed Mustafa (sav.)’e kadar gelmiş geçmiş peygamberlerin isimlerini doğan çocuklarına verdiler. Yine Kur’an’da geçen ayetlerden esinlenilerek isim koymakla beraber, dört halife ve Asab-ı kiramdan da isimler koydular. Günümüzde de Türk isimlerinden çok Arapça ve Farsça kökenli İslami isimlerin yaygın olduğunu görüyoruz.

   İslam sonrası Türklerde, yeni doğan bebeğin kulağına, ezan vakitlerinde üç kez, konulan isimle seslenilir ve ezan okunur. Aynı zamanda, çocuğa İslami kimliği olan bir büyüğün veya bir aile büyüğünün adı da verilerek en az iki isim bir arada kullanılır. En az iki isimli olması, çocuğun geleceği için önemli bir faktördür. İslam dini ve din büyükleri içerisinde yer alan, uğruna savaşılan değerler; taşıyıcıları, yayıcıları ve asırlar boyunca devam ettiricileri olan, geniş halk kitlelerinin manevi gücünü ve hayat felsefesini temsil eden bu şahsiyetlerin isimleri, yaygın bir şekilde kullanılır.[6]

   İslam dininde çocuğa isim vermek önemli bir yer tutar. Nitekim bunu peygamber efendimiz Hz Muhammed Mustafa (sav)’in hadislerinden de anlıyoruz. Peygamber efendimiz: "Kıyamet gününde babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız. Bu bakımdan çocuklarınızın isimlerini güzel koyunuz."[7]  buyurmuştur. Türklerde bu sebepten ötürü çocuklarına ikinci bir isim olarak İslam dinine uygun isimleri seçerek koyarlar.

   Türkler, İslam dinini kabul ettikten sonra yaşamlarına kutsal zamanlar dahil oldu. Bu kutsal sayılan gün ve ayları çocuklara isim koymakta önemli etkenlerden sayabiliriz. Örneğin, İslam dininde büyük ve kutsal aylardan sayılan Recep, Şaban, Bayram ve Ramazan ayları vardır. İşte bu aylarda doğan erkek çocuklara hangi ayda doğmuş ise o ayın ismi de verilmektedir. Yine kutsal gecelerden olan Miraç, Berat, Mevlid, Kadir, Regaib gecelerinde dünyaya gelen erkek evlada o gecenin kutsallığından dolayı gecenin ismi verilmektedir.

   Türk toplumunda ad vermede en etkili faktörlerden biri de dindir. Dini temayüllerin etkisiyle, Tanrı'nın ad ve sıfatlarına genelde "abd: kul" sözcüğü eklenerek oluşturulan isimler, Hz. Muhammed’in ad ve sıfatları, diğer peygamberlerin, dört halifenin, Hz. Muhammed’in ashap ve akrabalarının, bazı evliyaların adları çocuklara verilir.[8]

   Çocuk doğduğunda birinci günün akşamı isim verilebildiği gibi eğer Akîka Kurbanı [9]kesilecekse yedinci gün ismin konulmasının gerektiği hadislerde ifade edilmiştir. Ancak doğumun yedinci gününden önce de isim verilmesinin mahzurlu olmadığını da belirtmek gerekir. Çünkü Efendimiz (aleyhi ekmelü’t tehâyâ) düşük çocukların bile isim verilerek gömülmesini emretmişlerdir.[10]

   İslam dininde yeri olmamasına rağmen, çocuklarının olmasını yatırlara, ziyaret yerlerine, ulu ve mübarek kişilerin himmetine bağlayan anne ve babalar manevi bir borç olarak çocuklarına bunların adlarını veya Satı, Satılmış, Adak, Kurban, Nezir gibi adları verirler, böylece yatırların çocuklarını koruyacaklarına inanırlar.[11]

   X. yüzyıldan itibaren özellikle Türklerin toplu halde Müslüman olmaları ile birlikte Türk kişi adlarına Arap adlarının yanı sıra Fars adları da karışmaya başladı. Bilindiği gibi Türkistan coğrafyasında kurulan Karahanlılar Devleti ile Kuzeybatı İran ve Ön Asya coğrafyasında kurulan Büyük Selçuklu Devletinde Arap etkisi kadar küçümsenemeyecek derecede Fars etkisi de vardı. Bu da Türklerin İslamiyet’i ve onun kaidelerini sistematik olarak Farslardan öğrenmelerinden kaynaklanıyordu. Bunun için Türk İslam Kültürünün oluşması ve geliştirilmesinde önemli bir yere sahip olan Fars Kültürü doğal olarak Türk İslam Kültürünün diğer dallarında olduğu gibi ad koyma adetlerini de etkilemişti. Türklerin bir kısmı (özellikle İran sınırlarının içindeki ve İran’a yakın olan bölgelerdekiler) Farsça: Gül, Dil, Mihri (Güneş), Hoca, Şah ve Mirza gibi sözlerden, Gülbahar, Gülistan, Gülçimen, Gülyar, Gülnaz, Gülhan, Gülnisa, Dilyar, Dilşat, Dilhayat, Dilara, Mihray, Mihriban, Mihrigül, Mihrinnisa, Hoca Ahmet, Hoca Niyaz, Hocahan, Şahkulu, Şahan, Şakır, Mirza Ahmet ve Mirza Alim gibi isimleri kız ve erkek çocuklarına ad olarak koymuşlardır.[12]

 

 

1.3. Türk Dünyasında Ad Koyma Geleneği

 

   Türk dünyasında ad koyma geleneklerinde ufak tefek değişiklikler olduğunu görmekteyiz. Türklerin İslamiyet’i kabul ettikten sonra Türkçe kökenli isimlerin yerini Arapça ve Farsça isimler yaygınlaşmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra Türk dünyasında tarihi şahsiyetlerin ve kahramanların isimlerinin de verilmesi, dikkat çekici unsurlardandır. 

   Altay Türkeri’nde, çocuk doğduktan sonra eve ilk gelen kişinin çocuğa ad vermesi geleneği vardır. Ayrıca çocuğun herhangi bir hastalığa yakalanmaması için de anlamı iyi olmayan, kulağa hoş gelmeyen adlar verilebilir. Uzun bir zaman sonra bir erkek çocuğuna veya bir kız çocuğuna sahip olunduğunda, tersine bir durum olarak kızlara erkek, erkeklere de kız adı verilir. Bu tarz ad verme çocuğu nazardan ve şer güçlerden sakınmak için alınan bir tedbir olarak düşünülür.[13]

   Bazı Özbek ve Türkmen kadınları doğumdan sonra pencereden dışarıya bakar, ne görürse onun ismini çocuğuna verir. Dağbay, Atbay gibi isimler bu şekilde ortaya çıkmıştır. Genelde bu isimler kalıcı olmaz. Kalıcı ismi dede veya nineler koyar.[14]

      Bebek doğduktan birkaç gün sonra bebeğe toplum içinde bir kimlik kazandıracak olan ad verme ritüeli, Kırgızlarda ayrı bir öneme sahip diğer uygulamadır. Bebeğe adını vermesi için ya da köyün mollası ya da aksakalı inandıkları için ad konusunda oldukça titiz davranırlar. Ad verme töreni için ad konusunda oldukça titiz davranırlar. Ad verme töreni için kurban kesilir, insanlar davet edilir. Ad verme Anadolu’da da olduğu gibi Kırgız Türklerinde de çocuğun kulağına ezan okunarak yapılır. Söylenen ır ile adı verilen bebek için Tanrıya şükredilir, ak bata ve ya alkış denilen güzel temennilerde bulunulur. [15]

 

YUSUF BOZTEPE

        2014

 

[1]  “Türklerde ad verme gelenekleri”,  http://www.ciftlikdergisi.com.tr/turklerde-ad-verme-gelenekleri-2.html, (son erişim tarihi, 02.07.14)

 

 

[2]  Ali ASLAN, “Türk Kültüründe Ad Koyma”, , http://lisaniask.com/turk-kulturunde-ad-koyma/ (son erişim tarihi, 02.07.14)

 

[3] Feyzullah KIRCA, “Eski Türklerde İsim Koyma”, http://akbaslarkoyu.com/Orfadetlerimiz.htm , ( son erişim tarihi, 12.07.2014)

 

[4] Anuş GÖKÇE, “Türklerde ad verme”,http://www.konyayenigun.com/Anus_Gokce+TURKLERDE_AD_VERME_yazi2063.html, ( son erişim tarihi, 04.07.14)

 

[5] Osman KÖKSAL, “XIX. Yüzyıl Ortalarında Bir Osmanlı Kasabasındaki Şahıs Adı Profili”  Bilig Bahar, 2013, sayı. 65, sf. . 232

 

[6] Semra ŞEN,  “Türklerde Ad Verme Törenleri, Adların Önemi, Ad Verme İle İlgili Gelenek Ve İnançlar”, Güzel Sanatlar Enstitüsü Dergisi/Journal of Institute of Fine Arts, 2006, 6.

 

[7] Ebû Dâvud, Edeb, 61; İbn Hanbel, V, 194. 

 

[8] Alaattin UCA, “Türk Toplumunda Ad Verme Geleneği”, A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü dergisi, 2004, sayı. 23 sf. 149

 

[9] Çocuğun doğumu sebebiyle Allah’a şükretmek için kesilen kurbana “ Akika Kurbanı” denir.

 

[10] Mehemet SUNGUR, “Dinimize Göre Yeni Doğan Çocuk İçin Yapılacaklar”, http://cubuklukoyu.wordpress.com/inanc-dunyamiz/ramazan-sohbetleri-2/dinimize-gore-yeni-dogan-cocuk-icin-yapilacaklar/ , ( son erişim tarihi, 14.07.20014)

 

[11] Alaattin UCA, “Türk Toplumunda Ad Verme Geleneği”, A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü dergisi, 2004, sayı. 23 sf. 149

 

[12] Dr. Varis Abdurrahman, “Türklerin Ad Koyma Gelenekleri Üzerine Bir Çalışma”, Milli Folklor dergisi, 2004,  Yıl 16, Sayı 61, sf. 130

 

[13] İbrahim Dilek, "Altay Türklerinde çocuğun Doğması ve Doğum Günü Kutlamalarına Dair Bazı İnanışlar", Bilig, Bahar 1996, Sayı.1, sf.52

 

[14] Alaattin UCA, “Türk Toplumunda Ad Verme Geleneği”, A.ÜTürkiyat Araştırmaları Enstitüsü dergisi, 2004, sayı. 23 sf. 147

 

[15] Nezir TEMÜR, “ Kırgız Folklorunda Ritüelistik Türler”, Gazi Türkiyat, 2010,  sayı:6, sf. 301